Auto Ads Lab
LoveTurkeyへようこそ
 

芸術家 エキン・ス・コチュ Ekin Su Koç

Ekin Su Koc Profile Photo Berlin Studio.

1986年イスタンブール生まれ。2010年ミーマルシナン大学絵画科を卒業。
2013年に個展「家族の形見」を開く
移民してトルコに来た人たちの家族アルバムから取ってきた写真や彼らの古着と、自分自身も移民である祖母が編んだレースを、キャンバス上で組み合わせて作品を作成。
家族の絆が弱まっていると言われる今日もなお、トルコ人がどれほど伝統に囚われているかを、 また自由が制限されることが安らぎを与えるという矛盾した構造を、我々に問いかけた。
この個展で自分が集めた材料を作品に採り入れたこと、そしてトルコ人の個人的・社会的行動モデルに関心を持ったことから、ドイツ人芸術家アンゼルム・キーファーについて研究するようになった。キーファーもまた自国ドイツの過去と向き合おうとし、多くの材料をキャンバス上で合成する手法をとっている。

2015年にウシュク大学社会科学研究所でキーファーに関する論文を提出し、修士号を取得した。
2014年、ドイツニュールンベルグのタイニーグリフォンギャラリーで現代社会における自然と人間の関係をテーマとした個展「自然の逆襲」を開く。
2016年には3度目の個展「アンチボディー」をミュンヘンのマックスモニュメントギャラリーで開催。

「人間が自然に介入した結果身体に起こる変化を、医学用語を用いつつ遊び心もある視点で表現を試みました。本来「アンチボディー」は医学用語で抗体のことを言い、予防接種、ウイルスや病気に対して、体内で自然に作られる自己防衛メカニズムを指します。しかし今日では、自然でないものにあまりにも支配されているために、身体の本来あるべき状態を壊して、防衛本能がかえって自分の体を蝕むということが起こりうるのです。」

2016から2017年にかけてデンマークで暮らした。北欧文化と洗練されたデザイン感覚に触れたことが、彼女の作品に影響を与えた。トルコ国内の政治的にも社会的にも重苦しい空気から、完全にとはいえないまでも遠ざかることができ、デンマークの自然や穏やかな雰囲気にインスピレーションを与えられ、白をベースに空間の多い幾何学的に構成されたコラージュ作品を生み出した。

紙の上に作られるコラージュは、国々を移動するときにも持ち運びが容易だった。多くの国々を訪れながら、作品は構成だけでなく概念的にも変化し、自分がどの文化圏に属しているのかを自問するに至った。個人主義が基本のヨーロッパ社会における孤独、また、東から西洋に移住して来た自分がどちらの社会に属するかという問題意識が、次第に作品の中心テーマになっていく。

移住、そしてマルチアイデンティティーを持つ状況を、多くの場合、女性の姿に人種と社会階級の象徴となりうるアイテムを加えて表現することを試みた。
例えば、色とりどりの髪の毛を組み合わせたり、着衣に異なる民族文化をルーツとする模様の生地を貼り付けたり、異なる肌の色や身体の部分を組み合わせながら、コントラストを生み出した。

Rooms and Walls
©Nazlı Erdemirel

これらの作品はいろいろな国で展示される機会を得た。
2017年からはロンドンのキューブギャラリーで作品が公開されている。
最近では、イスタンブールのギャラリー、アンナローデルコンテンポラリーで、「Happy at Nowhere」(どこにも属さないという幸福)と題して4度目の個展を開いた。
同時に、コペンハーデンでクリストファーエゲルンドギャラリーとの契約が始まった。
さらには国際アートフェア、アーティスト招聘プログラム、美術館やギャラリーで共同展にも参加している。

©Nazlı Erdemirel

「2019年に入ってからは、完全にベルリンに腰を下ろしたと言えます。制作をベルリンのアトリエで行っています。 違いが非常に尊重され、文化を素晴らしく豊かにしているこの町で、私の作品がまた新たな形態をとり、そして概念の豊かさが加わり多様化すると信じています。今頭にに浮かんでいるベルリンをテーマにしたプロジェクトを一日も早く実現させたい気持ちでいっぱいです。」

「学生時代から日本の美意識に興味があり、版画手法について調べていました。浮世絵と木版画を習作しました。この頃は、花を作品に採り入れる方法、繊細な表現、感情的アプローチに大きな影響を受けています。具体的には黒澤明監督の映画などがあげられます。北野武監督の映画「アキレスと亀」に見られる皮肉のこもったアプローチは、私が芸術とアート市場に関するプロとしての見解を確立するにあたって大きく影響をしたものです。ビジュアルの豊かさと想像力の視点からは、宮崎駿監督の全作品からも多大なインスピレーションを受けました。」

https://www.ekinsukoc.com/

1986 İstanbul doğumlu Ekin Su Koç 2010 yılına Mîmar Sinan Üniversitesi Resim Bölümünden mezun oldu.

2013’te Aile Yadigârı adlı kişisel sergisini açtı.
Türkiyedeki göçmen ailelerin evlerinden çıkan aile fotoğraflarını, eski kıyafetleri ve kendisi de göçmen olan anneannesinin ördüğü  dantelleri resimleriyle birleştirdi. Aile kavramının günümüzde zayıflayan bağlarının Türkiye halkını halen ne kadar geleneklere bağladığını, özgürlüklerini kısıtlayan ve onlara konfor veren çelişkili yapısını sorgulamak istedi.
Bu sergide buluntu nesneleri çalışmalarına eklemesi ve Türk halkının hem bireysel hem toplumsal davranış modelleriyle ilgili sorgulama halinde olması, Alman geçmişi ile yüzleşmeye çalışan ve çoklu malzemeleri tuval yüzeyinde birleştiren sanatçı Anselm Kiefer ile ilgili araştırma yapmasında önemli bir etken oldu ve 2015 yılında Işık Üniversitesi Sosyal Bilimler Ensititüsünde bu Alman sanatçı hakkındaki teziyle yüksek lisansını tamamladı.

2014’te Almanya Nürnberg’de Tiny Griffon Gallery’de “Nature Revenges” adlı kişisel sergisinde günümüzde doğa ve insan ilişkisine odaklandı. 2016 yılındaki üçüncü sergisini “AntiBody” ismiyle Galleri am Maxmonument’de Münih’de açtı.

“Bu sergide de doğa yapılan yapay müdahalelerin sonucu olarak bedenimizde meydana gelen değişimlere tıbbi bir isimle oyunsu bir bakış açısı getirmek istedim. “AntiBody” aslen tıptaki kullanımıyla aşı ya da bir virüse, hastalığa karşı vücudun kendi kendine oluşturduğu bir savunma mekanizması anlamına geliyor, ancak günümüzde doğal olmayan o kadar çok şeye maruz kalıyoruz ki kendi doğamızı bozuyoruz ve savunma mekanizmamız kendi dokularımıza saldırabiliyor. “

©Nazlı Erdemirel

2016-2017 yıllarında bir süre Danimarka’da yaşadı. Bu deneyimle tanıştığı kuzey kültürü ve steril tasarım duygusu çalışmalarını etkiledi. Türkiye’deki siyasal ve toplumsal olarak yorucu atmosferden uzak kalmayı kısmen de olsa başardı ve çalışmalarında hem doğası hem de zihni sakin bu ülkeden etkilerle, beyaz üzerine, daha boşluklu, geometrik bir kompozisyon gibi tasarlanmış kolaj çalışmaları üretmeye başladı. Kağıt üzerine kolaj çalışmalarını ülkeler arası yolculuklarda taşımak da sanatçı için kolay oluyordu.
Bu yolculuklar sırasında sanatçının çalışmaları sadece biçimsel olarak değil kavramsal olarak da değişti ve hangi medeniyet alanına ait olduğunu sorgulamaya başladı.

“Birey kavramının öne çıktığı avrupa toplumlarındaki yalnızlık ve Doğulu sayılabilecek bir göçmen olarak bu toplumlara ve yeni yerlere aitlik kavramları ile ilgili sorgulamalar, giderek, çalışmalarımın isimlerinde okunmaya başladı.“

Sanatçı eserlerinde göç ve çok kimlikli olma halini, çoğunlukla bir kadın figürü üzerinden bir ırk ve sınıflama simgesi olabilecek şeylerle anlatmaya çalıştı.
Örneğin çok renkten saç parçalarını bir araya getirme, kıyafetlere farklı etnik kültürlere ait kumaş desenlerinden parçalar ekleme, farklı ten renkleri ve vücutlara ait uzuvları bir araya getirerek kontrast oluşturma gibi.

Sanatçı bu yapıtlarını farklı ülkelerde sergileme fırsatı da buldu. 2017’den beri Londra’da Cube Gallery ile çalışmalarını izleyicilerle paylaşmakta.

Geçtiğimiz aylarda Istanbul’da Anna Laudel Contemporary’de “Happy at Nowhere” (Hiçbir Yerde Mutlu) ismini verdiği dördüncü kişisel sergisini açtı. Ayrıca Kopenhag’da Christoffer Egelund Gallery ile çalışmaya başladı. Bunların yanında uluslararası fuarlar, misafir sanatçı programları (Residency), müze ve galerilerin grup sergilerinde yer aldı.

“2019’la beraber de artık tam anlamıyla Berlin’e yerleştim diyebilirim, çalışmalarımı Berlin’deki atölyemde sürdürüyorum. Farklılıkların inanılmaz saygı gördüğü ve muhteşem bir kültürel zenginlik oluşturduğu bu şehirde üretimimin tekrar yeni formlar ve kavramsal zenginlikler kazanarak çeşitleneceğini hissediyorum. Burası ile ilgili zihnimde canlanan projeleri gerçekleştirmek için sabırsızlanıyorum.“

“Öğrenciliğimden beri Japon estetiği ile ilgiliydim, baskı teknikleri ile ilgili araştırmalar yapmıştım, gravür (ukiyoe) ve ahşap baskı denedim. Son dönemde de çiçekleri kullanış biçimleri, narinlikleri ve duygusal yaklaşımları beni çok etkilemiştir. Akira Kurosawa‘nın filmleri beni etkilemiştir bu noktada. Sanat ve piyasa ile ilgili profesyonel anlamdaki düşüncelerimde Takeşi Kitano‘nun Akhilleus ve Kaplumbağa filminin ironik yaklaşımının büyük etkileri var. Görsel zenginlik ve hayal gücü açısından da Miyazaki‘nin bütün çizgifilmlerinin beni çok etkilediğini söyleyebilirim.” 

Share Post
No comments

LEAVE A COMMENT